Prof. Dr. Mustafa Şentop

Gün: 11 Ekim 2021

TBMM BAŞKANI ŞENTOP, PÜİS 21. OLAĞAN GENEL KURULU’NUN AÇILIŞINDA KONUŞTU

TBMM Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop, “Kendi topraklarımızda ve Mavi Vatan’da petrol ve doğal gaz aramalarına öncelik veriyoruz. Türkiye’nin bu çabaları özellikle ülkemizin güçlenmesini ve gelişmesini istemeyen çevrelerde rahatsızlık uyandırsa da bu konuda kararlı tavrımızdan taviz vermeyeceğiz.” dedi.

TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Petrol Ürünleri İşverenler Sendikası (PÜİS) 21. Olağan Genel Kurulu’nun açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye’nin dört bir yanından gelen iş insanlarıyla bir araya gelmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

TBMM Başkanı Şentop, PÜİS’in, Türkiye’nin en ücra köşeleri dahil olmak üzere bütün yurt geneline yayılan 9 bin kayıtlı akaryakıt bayisini çatısı altında toplayan bir sendikal örgüt olarak 1967 yılından bu yana ekonomiye katma değer kazandırmaya devam ettiğini söyledi.

PÜİS ve üyesi akaryakıt bayilerinin, vatandaşlara verdikleri hizmetin ve ekonomiye sağladıkları katkının öneminin, yakın dönemdeki gelişmelerle bir kez daha net şekilde anlaşıldığını kaydeden Meclis Başkanı Şentop, şöyle devam etti:

“Birkaç hafta önce İngiltere’de baş gösteren akaryakıt krizi ve bu krizin giderek derinleşmesi, akaryakıt dağıtımının sekteye uğraması halinde ortaya çıkacak ciddi sorunları göstermesi bakımından ibret verici mahiyettedir. Fosil yakıtlar içindeki önemini özellikle son yüzyılda sürekli artıran petrol, elektrik ve ısı üretiminde yüzde 7’lik, ulaşım alanında yüzde 95’lik, ham madde olarak kullanımda yüzde 94’lük, tarım sektöründe ise yüzde 62’lik oranlarda pay sahibi olmasından dolayı özellikle tüketici ülkeler açısından, temini ve dağıtımında sorun olması ciddi riskler oluşturacaktır. Petrol türevlerinin ulaşım alanında, yüzde 95’lik oranda yüksek bir paya sahip olması, muhtemel bir akaryakıt krizinde sadece bireysel tüketicilerin zarar görmesine sebep olmayacak, ülkedeki ve dünyadaki ticaretin ciddi şekilde sekteye uğramasına ve hatta insanların günlük hayatta ihtiyaç duydukları birçok ürüne ulaşamamalarına sebep olacaktır.”

Şentop, İngiltere’deki son krizin bunu açıkça ortaya koyduğunu belirterek, “Akaryakıt istasyonlarında tüketicilerin birbirleriyle çatışmaya başlamaları, ortaya çıkan tepkinin giderek kitlesel şiddet olaylarına dönüşme riskini de ortaya çıkarmıştır.” diye konuştu.

Dünyanın en gelişmiş ülkelerinden biri kabul edilen İngiltere’nin içine düştüğü durumun, akaryakıt üretim ve dağıtım sektöründeki gelişmelerin üzerinde hassasiyetle durulması gerektiğini gösterdiğini vurgulayan Şentop, dünyanın petrole olan ihtiyacının giderek artması ve buna binaen ortaya çıkan krizlerin yeni olmadığının altını çizdi.

TBMM Başkanı Şentop, sözlerini şöyle sürdürdü:

“1950’li yıllardan başlayarak petrol sadece bir ham madde değil, dünya siyasetine yön veren temel bir etkene de dönüşmüştür. Beş yüz binden fazla ürünün üretiminde doğrudan ve dolaylı olarak kullanılan petrol, bu özelliğiyle dünya imalat sektörünü de kendine bağımlı kılmaktadır.

Petrolün dünya ekonomisi için önemini giderek artırmasıyla birlikte bu alandaki rekabetin boyutu da değişmiştir. 1978 petrol krizleri, bu krizlere bağlı olarak ham petrol fiyatlarının çok hızlı şekilde artması ve temin edilmesinin güçleşmesi, ülke tarihimiz açısından da birçok menfi sonuçlar doğurmuştur. Akaryakıt istasyonları önlerinde uzayan araç kuyrukları, akaryakıt karaborsasının meydana gelmesi özellikle bizim kuşağın yaşadığı bir travma olarak hala hafızalarımızdaki tazeliğini koruyor. Hepinizin malumu olduğu üzere petrole özel olarak türkü yakmış bir milletin mensuplarıyız ve hatta 1980 yılında Eurovision şarkı yarışmasına bu şarkıyla katılmışlığımız bile var.”

Mustafa Şentop, içinde bulunulan coğrafyada, kalıcı bir barışın tesis edilememesinde de emperyalist güçlerin petrole olan ihtiyaçları sebebiyle Orta Doğu’nun zengin petrol yataklarını paylaşma kavgaları yattığı değerlendirmesinde bulundu.

Devlet olarak Türkiye’nin benzer akaryakıt krizlerini tekrar yaşamaması için gerekli tedbirlerin hızla alındığına işaret eden Şentop, şunları kaydetti:

“Kendi topraklarımızda ve Mavi Vatan’da petrol ve doğal gaz aramalarına öncelik veriyoruz. Türkiye’nin bu çabaları özellikle ülkemizin güçlenmesini ve gelişmesini istemeyen çevrelerde rahatsızlık uyandırsa da bu konuda kararlı tavrımızdan taviz vermeyeceğiz. Enerji kaynaklarında dışa bağımlılığın milli bir beka sorunu olduğunu tarih bize gösteriyor. Bu sebeple dışa bağımlılığı azaltacak politikaları oluşturmak ve hayata geçirmek son derece önemlidir. Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde her alanda ‘milli ve yerli’ sloganıyla başlatılan atılımların, enerji kaynakları ve maden alanında da devam ettirildiğini özellikle belirtmek isterim.”

TBMM Başkanı Şentop, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile TPAO’nun bu konudaki çalışmalarının neticesinde, Türkiye’de yeni ve ciddi enerji kaynaklarının tespit edilmesinin ve son dönemde bu konuda verilen müjdelerin mutluluk verdiğini ve geleceğe dair umutları artırdığını bildirdi.

Enerji kaynaklarına sahip olma konusunda ortaya çıkan rekabet alanının giderek genişlediğini müşahede ettiklerini belirten Şentop, “Bilimsel ve teknolojik gelişmelere binaen özellikle deniz altındaki enerji kaynaklarına ulaşmanın mümkün olmasıyla birlikte kara sularının sınırları, kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge gibi hususlarda uluslararası alanda giderek artan bir tartışma ve yükselen tansiyon söz konusudur.” dedi.

Şentop, Türkiye’nin “Mavi Vatan” konseptiyle uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarına binaen ortaya koyduğu milli politikanın, gelecek dönem açısından denizlerdeki enerji kaynaklarını milletin istifadesine sunmak ve güçlü Türkiye’yi inşa etmek bakımından son derece önemli olduğunu vurguladı.

Akaryakıt ürünlerinin Türkiye genelinde 7/24 kesintisiz bir şekilde tüketiciye ulaştırılmasının son derece önemli olduğunun altını çizen Şentop, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Petrol Ürünleri İşverenler Sendikası mensubu akaryakıt bayileri, bu hizmeti kaliteli bir şekilde ve herhangi bir aksamaya mahal vermeden yerine getirmesi hasebiyle güçlü Türkiye’nin inşasına, birlik ve dirliğimize ciddi katkı veren bir sektörün temsilcileridir. Uzun yıllardır ülkemizin dört bir tarafına ve dünyanın çeşitli ülkelerine seyahat eden bir siyasetçi olarak, ülkemizde faaliyet gösteren akaryakıt istasyonlarının verdiği kaliteli hizmetin birçok gelişmiş ülkeden daha ileride ve daha ucuz olduğunu belirtmek isterim. Birçok Avrupa ülkesinde akaryakıt istasyonları daha fazla kar elde etsin diye, tüketiciler araçlarına akaryakıtı kendileri doldurmak zorunda kalırken, ülkemizde bu konuda sizlerin doğrudan personel istihdam etmeniz, hem hizmet kalitesini artırmakta hem de ülkemizde işsizliğin azaltılmasına katkı sağlamaktadır.”

Kovid-19 salgını sürecinde akaryakıt bayilerinin ve çalışanlarının, hastalığın getirdiği bütün risklere rağmen fedakarca ve titizlikle çalışmaya devam ettiğini aktaran Şentop, “Hemen belirtmem gerekir ki devletimiz, başta akaryakıt olmak üzere doğalgaz, elektrik gibi milletimizin günlük yaşamda ihtiyaç duyduğu enerji ürünlerini, imkanlar dahilinde en ucuz şekilde milletimizin kullanımına sunmaya çalışmaktadır.” sözlerini sarf etti.

Mustafa Şentop, şu görüşleri dile getirdi:

“Ülkemiz, döviz bazlı olarak hesaplanan akaryakıt fiyatları konusunda Avrupa’nın en ucuz akaryakıt ürünlerini sunan ülkelerden biridir. Bugün Türkiye’de bölgesel küçük farklılıklar gösterse de litresi ortalama 7,86 TL’ye satılan benzin; Almanya’da 16,43 TL’ye, Yunanistan’da 17,63 TL’ye, Bulgaristan’da 11,87 TL’ye, İngiltere’de 16,51 TL’ye satılmaktadır. Gerçi İngiltere’de ortaya çıkan krizle birlikte bu parayı verseniz de benzin bulmada sıkıntılar yaşanabileceği görülmektedir.

Hem ülkemiz hem de Avrupa ülkeleri petrolü dövizle alıyoruz, dolayısıyla ürün maliyeti bu bakımdan bellidir. Dövizle ithal edilen benzinin litresinin Türkiye’de diğer Avrupa ülkelerinin satış fiyatından yarıdan daha fazla ucuz olması tamamen devletimizin izlediği ekonomi politikalarının sonucudur. Sadece İngiltere’de değil diğer Avrupa ülkelerini de sarsan doğal gaz fiyatlarındaki neredeyse iki katına varan artışlar, elektrik fiyatlarındaki yükseliş, ABD’nin bazı eyaletlerinin günlerce elektriksiz kalması gibi olaylar, yakın zamanda enerji konusunda ortaya çıkabilecek küresel komplikasyonların emaresi olarak değerlendirilmelidir.”

Çin’de dahi yaşanan enerji sıkıntısı sebebiyle insanların 50 katlı binaları yürüyerek çıktığına ve mum stoklarının tükendiğine dair haberler aldıklarını anımsatan Şentop, “Bu kapsamda Petrol Ürünleri İşverenler Sendikasının sendikal faaliyetlerini de sadece üyelerinin hak ve menfaatlerini korumak olarak telakki etmiyoruz. PÜİS, 9 bin akaryakıt bayisinin sesi olmasının yanı sıra sektörün diğer oyuncularıyla birlikte akaryakıt sektörünün geleceğine dair yaptığı çalışmalarla da devletimizin enerji politikalarının gerçekleştirilmesine ve geliştirilmesine, halkımızın temel bir hakkı olan enerji ürünlerine ulaşmasına katkı sağlamaktadır.” ifadesini kullandı.

Salgın sürecinin ardından dünyada siyasi ve ekonomik ilişkilerin yeniden şekilleneceğini kaydeden Şentop, “İnsanı merkeze almadığımız hiçbir yaklaşım kalıcı bir çözüm üretmeyecektir. Bu salgın tecrübesinin ardından dünyanın ne yöne evrileceği hususu uzun uzun tartışılacaktır fakat Türkiye, yeni dünyada da söz ve iddia sahibi olacaktır. Bu denli emin olmamızın iki esaslı sebebi vardır. Evvela, dünya, artık bu çarpık ve adaletsiz düzenle daha fazla idare edilemez. İkinci olarak da Türkiye, büyük ve diri bir hamle olarak insanlığın ufkunda parlamaktadır.” diye konuştu.

“Türkiye’ye sadece ülke içinden, karşı karşıya kaldığımız günlük sorunlardan hareketle bakmak, gerçek tabloyu görmeyi imkansız hale getiriyor. Bazıları, tamamen şahsi meselelerini bir siyaset diline çevirmeye çalışarak Türkiye eleştirisi yapıyor. Bazıları, tespit ettiklerini düşündükleri sorunları gözlerinin önüne koyarak büyük Türkiye gerçekliğini göremeyebiliyorlar.” diyen Şentop, şüphesiz, Türkiye’de de sorunların olduğunu ve bunların tartışılabileceğini bildirdi.

Şentop, “Tartışılmalı ve çözülmelidir ancak, bir ülkede, gün içinde toplamda, milyonlarca iş ve işlem yapılıyorken, bunlar arasında belli sayıdaki yanlışı toplayıp, olan biten her şeyi o yanlışlardan ibaretmiş gibi görmek ve göstermeye çalışmak kendimize, ülkemize, Türkiye’ye haksızlıktır. Her yerde, her işte olduğu gibi, yanlışlar ve doğrular mukayese edilir, aradaki farka bakılır, kıymet hükmü öyle verilir. Milyonlarca doğru işi görmezden gelip, onlar veya yüzlerle ifade edilebilecek yanlışlar üzerinden bir Türkiye fotoğrafı okutmaya çalışmak gerçeklikten kopmaktır.” değerlendirmesine yer verdi.

“Yurtdışı seyahatlerimizde, yabancı siyasetçilerin algısındaki Türkiye, bizde bazı felaket tellallarının göstermeye çalıştığı fotoğrafla hiç uyuşmuyor.” eleştirisinde bulunan Şentop, şunları söyledi:

“Saygın, yaklaşımları, söz ve kararları merakla takip edilen, insani ve vicdani yaklaşımları Türkiye karşıtlığı ile ün yapmış politikacılar tarafından bile takdirle karşılan bir Türkiye var. Bazı Avrupalı politikacıların, Türkiye eleştirileri bile bizim için bir iftihar vesilesi olmalıdır. Zira onlarla görüşmelerimizde, Türkiye eleştirilerinin, güçlü ve büyüyen Türkiye rahatsızlıklarından kaynaklandığını apaçık görüyorsunuz. Bazılarımızın, evlerinden, kendi küçük ve taraflı dünyalarından gördüğü Türkiye ile yurtdışından görülen Türkiye aynı değil. Yurt dışında, gelişmiş ülkelerin saygı duyduğu, kararlarını ve tutumlarını merakla beklediği, takip ettiği; gelişmekte olan ülkelerin örnek almaya çalıştıkları, mazlum ülkelerin bir umut ışığı olarak gördüğü bir Türkiye var.

En son İtalya’da, ABD Temsilciler Meclisi Başkanından, Avrupa ülkelerinin parlamento başkanları ve parlamenterlerine kadar, Asya ve Afrika ülkelerinin parlamento başkanlarına kadar saygıyla takip edilen bir Türkiye’yi gördük ve dinledik. Sorunlarımız var mı? Elbette var. Çözeceğiz. Yine sorunlarımız olacak; yine çözeceğiz. Ama Türkiye’ye haksızlık yapmayalım. Kendimize, kendi görüntümüze, gücümüze haksızlık yapmayalım. Türkiye’ye yurtdışından bakmak için, tatil maksadıyla değil, başka ülkelerin siyasetçileriyle görüşmek için, yurtdışına çıkmak, gezmek lazım. Doğru Türkiye fotoğrafı için bu elzemdir. Hep söylüyoruz, tekrar ediyorum. Türkiye fikri, Türkiye sınırlarından çok büyüktür. Türkiye bir umuttur, bir ölçüdür. Türkiye bizim için bir vazifedir.”

Bugün Türkiye’nin her yerinde, en ücra köşesinde bile ulaşılamayan, yolu olmayan köy ve kasaba olmadığını belirten Şentop, “Sizler de bu yolların üzerinde kurduğunuz akaryakıt istasyonlarıyla vatandaşlarımız için 7/24 hizmet etmeye devam ediyorsunuz. Uzun yolculuklarda soluklandığımız, dinlendiğimiz istasyonlarınızda bizleri misafir ediyorsunuz. Bu titiz çalışmanın temelinde, yurdun dört bir yanında iyi örgütlenmiş Petrol Ürünleri İşverenler Sendikasının yöneticileri ve çalışanlarının emeği var.” dedi.

Şentop, Petrol Ürünleri İşverenler Sendikası’nın 21. Olağan Genel Kurulu’nda yapılan demokratik seçimlerin ve çalışmaların memleket için hayırlara vesile olmasını dileyerek, “Petrol Ürünleri İşverenler Sendikası şemsiyesi altındaki, iş insanlarından emekçilerine kadar ülkemizin menfaatlerini ön planda tutarak, yılın 365 günü, günün 24 saati, milletimize kesintisiz, kaliteli hizmet sunan bu büyük aileye sonsuz teşekkür ediyorum. Ülkemizin ve hatta Avrupa’nın en yüksek üye sayısına sahip Petrol Ürünleri İşverenler Sendikası’nın, örnek alınması gereken teşkilatlı yapısı bakımından hepinizi tebrik ediyorum.” ifadesini

TBMM BAŞKANI ŞENTOP, PARLATİNO BAŞKANI SOTO İLE GÖRÜŞTÜ

TBMM Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop, Latin Amerika ve Karayipler Parlamentosu (Parlatino) Başkanı Jorge Pizarro Soto ve beraberindeki heyetle görüştü.

Jorge Pizarro Soto’yu TBMM’de misafir etmekten duyduğu memnuniyeti dile getiren TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Türkiye’nin, Latin Amerika ve Karayipler ile ilişkilerinin geliştirilmesinde, başta Parlatino olmak üzere bölgesel kuruluşların önemli rol oynadığını düşündüklerini ifade etti.

Jorge Pizarro Soto’nun, Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyaretin, ilişkilere katkı sağlayacağına inandığını vurgulayan TBMM Başkanı Şentop, şunları kaydetti:

“Yarım asrı aşan bir geçmişe sahip olan Parlatino, demokratik değerlerin savunulmasına ve parlamenter kültürün güçlendirilmesine katkı sağlamaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Latin Amerika parlamentosunda gözlemci üyelik statüsü kazandıracak olan İşbirliği Anlaşması’nın sadece kağıt üzerinde kalmayacağını ve bölge ülkeleriyle somut olarak iş birliği geliştirmesine vesile olacağını düşünüyorum. Bölgenin bir diğer parlamenter teşkilatı olan AND Parlamentosu ile de gözlemci üyeliğimizi tesis eden Mutabakat Muhtırası’nı 2019 yılında imzalamıştık. Kovid-19 salgını süresince fiziken yüz yüze görüşmelerin ertelenmesi veya iptali sebebiyle yakın temas imkanımız olmadı uzun süre. Bundan sonra inşallah yüz yüze temasları başlatarak, ilişkilerimizi güçlendirecek adımlar atacağız.”

Türkiye’nin, Latin Amerika ile ilişkilerini 19. yüzyıla kadar götürebilmenin mümkün olduğunu dile getiren Şentop, zaman içerisinde birçok gelişmenin yaşandığını söyledi.

“1998 yılında ‘Latin Amerika ve Karayipler Eylem Planı’ başlıklı bir çalışma uygulamaya geçirilmişti, o tarihten itibaren de bu ilişkilere daha fazla önem veren bir yaklaşım var olmuştur.” diyen Şentop, bu planın 2006 yılında güncellendiğini ve aynı sene Türkiye’de “Latin Amerika ve Karayipler Yılı” ilan edildiğini anımsattı.

Mustafa Şentop, “Bunun neticesinde, bölge ülkeleriyle stratejik nitelik kazandırdığımız ilişkilerimizde karşılıklı fayda, saygı, dostluk ve iş birliği temelinde hızlı gelişmeler kaydedilmiştir. Bu ilişkilerin parlamenter boyutunu daha da güçlendirerek bugüne kadar yapılanları daha ileriye taşımalıyız. Sadece siyasi, ekonomik ve ticari ilişkilerimizin değil Latin Amerika ile kültürel ilişkilerimizin de geliştirilmesi için adımlar atıyoruz. Bütün bu gayretlerimiz, halklarımızın birbirini daha iyi anlaması, yakınlaşması ve böylece bazı muhtemel ön yargıların veya farklı mecralardan gelebilecek olumsuz tesirlerin bertaraf edilebilmesi için önemlidir.” değerlendirmesinde bulundu.

Ermeni diasporasının 1915 olaylarına ilişkin iddiaları temelinde bazı üye ülkelerin Türkiye’nin gözlemci üyeliğinin önüne engeller koyduğunu anlatan Şentop, “Birçok ülkenin bunun karşısında tavır almasından ve Parlatino yönetiminin de bu süreçte Türkiye ile diyaloğa açık bir tutum sergilemesinden memnuniyet duyduk. Biz bu tür konuları, tarihi tartışma konularını öncelikle parlamentoların, siyasetin alanı olarak görmüyoruz. Zaman zaman Fransa ile aramızda bazı siyasi sorunlar yaşandığında bazı milletvekillerimiz Fransa’nın Cezayir’de ve Ruanda’da yapmış olduğu soykırım ve katliamlarla ilgili karar alalım diye önergelerde bulunuyorlar ancak biz bunları doğru bulmuyor, gündeme almıyoruz.” diye konuştu.

Hem hukuk hem tarih hem de hukuk tarihi çalışmış bir akademisyen olarak bu konunun hukuki ve tarihi boyutu olduğunu hatırlatan Şentop, “Böyle konularda soykırım gibi çok ciddi bir iddia ile ilgili olarak öncelikle uluslararası sözleşmeye göre karar verecek merciler ancak mahkemelerdir. Bu konu iki kez AİHM’e farklı şekillerde gitmiştir. AİHM verdiği kararlarda soykırım nitelendirmesinin çok güçlü dayanaklarının olması gerektiğini, halbuki konunun tarihçiler arasında iddialar içeren bir konu olduğunu ve buna soykırım denemeyeceğini ifade etmiştir. Tarihi olarak da bizim tarihimiz bakımından hiçbir endişemiz, saklamak istediğimiz, ortaya çıktığında utanacağımız bir olay olduğunu düşünmediğimizden dolayı bu konuda açık davrandık.” görüşünü paylaştı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 2005 yılında Başbakan iken bütün dünyaya bir çağrıda bulunduğunu anımsatan Şentop, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Biz kendi arşivlerimizi, Osmanlı arşivlerini tüm araştırmacılara açtık uzun zamandır. ‘Dünyanın neresinde olursa olsun başta Ermeni kökenli araştırmacılar olmak üzere bütün araştırmacılar gelsinler, birlikte çalışalım, bizim arşivlerimizde görüşlerini destekleyecek bir şey varsa müzakere yapmaya, görüşme yapmaya hazırız’ demişti. Ayrıca ilave olarak, ‘Ermenistan da kendi elindeki arşivleri açsın bizim araştırmacılarımız da orada çalışsın’ demişti. Bu çağrının üzerinden 16 yıl geçti ve biz her yıl bu çağrıyı tekrarlıyoruz, bununla ilgili bugüne kadar olumlu bir cevap alamadık. Kısaca, Birinci Dünya Savaşı şartlarında yaşanan, 1915’te yaşanan husus şudur: Türkiye’nin bugünkü doğu bölgesinde Rusya’yla devam eden savaş sırasında burada bulunan Ermeni kökenli Osmanlı vatandaşları, Rus askerleriyle beraber hareket etmişler, Osmanlı köylerini vurmuşlar, katliamlar yapmışlardır. Bunun üzerine askeri strateji olarak orada bulunan yerleşik Ermeniler başka bir bölgeye nakledilmiştir. İşin ilginç tarafı da soykırım iddia edilen tarihlerde Osmanlı hükümetinde Ermeni kökenli bakanlar var. En büyük Ermeni nüfusunun yaşadığı şehir İstanbul’dur. İstanbul’da hiçbir Ermeni’nin huzuruyla ilgili şikayeti olmamıştır.”

Parlatino Başkanı Jorge Pizarro Soto ise konuşmasına, “Bizi, TBMM’nin muhteşem binasında ağırladığınız için gerçekten çok teşekkür ederim.” diyerek başladı.

Soto, bu toplantıyı salgından önce gerçekleştirmeyi öngördüklerini belirterek, “Parlatino’yu oluşturan 23 ülkenin başkanlarının temsilcisi olarak burada şu anda sizinle bulunmaktan onur duyuyorum.” dedi.

Konuşmaların ardından TBMM Başkanı Mustafa Şentop ve Parlatino Başkanı Jorge Pizarro Soto, Türkiye’nin Parlatino’ya gözlemci üye olması ile ilgili protokolü imzaladı.

Daha sonra Soto ve beraberindeki heyet, FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimi sırasında, Meclis’in bombalanan yerleri ile TBMM Genel Kurulu’nu gezdi.