TÜRKİYE BÜLTENİ

TÜRKİYE BUGÜN DOĞRU YOLDADIR VE HEDEFİNE ULAŞACAKTIR

Zeytin Dalı Operasyonu ile başlamak istiyorum. Bu operasyonun Türkiye için anlamı nedir?

Türkiye'nin bugün Suriye'nin kuzeyinde yürüttüğü Zeytin Dalı Operasyonu'nun biri güncel, diğeri tarihî olmak üzere iki boyutu var. Güncel olandan başlamak gerekirse, bu operasyon Türkiye'nin güvenliğini ve istikrarını bozmaya yönelik teşebbüsleri dikkatle takip ettiğini, gerekli tedbirleri aldığını ve tam zamanında gereken en doğru cevabı verecek iradeye ve iktidara sahip olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Suriye'deki kanlı iç savaş yedinci yılına girdi. Milyonlarca insan hayatını kaybetti ve Suriye halkının önemli bir bölümü başta komşu ülkeler olmak üzere göç etmek, vatanlarından ayrılmak zorunda kaldı. Bu kanlı çatışmanın yaşandığı yer, Türkiye'nin güneyinde 911 kilometre sınıra sahip olduğu bir ülke. Türkiye de, hem insanî drama, hem de bu ülkedeki kanlı çatışmadan doğan yeni duruma kayıtsız kalmayan belki de tek ülke. Üstelik, canlı canlı ameliyat edilen Suriye’nin kuzeyi, Ortadoğu coğrafyasında yeni bir mayın tarlası olarak yeniden tasarlanıyor. Başından beri meselenin çözümü konusunda gerekli diplomatik çalışmaları yürüten ve stratejik planlamaları yapan Türkiye, nihayet bu operasyonla harekete geçerek, uzun güney sınırında oluşturulmaya çalışılan terör koridoruna geçit vermeyeceğini herkese göstermiş oldu.

Zeytin Dalı operasyonuna yönelik eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu operasyona ilişkin dışardan yapılan eleştiriler tutarsızlıkla, içeriden yapılan eleştiriler de mantık sefaletiyle malûl. Geçtiğimiz yedi yılda Suriye'de bir vesayetler savaşı yaşandı. Birçok ülke, bu çatışmaya taraf oldu. Fakat ilginçtir ki, Suriye'de çatışmaya taraf olan ülkelerin hiçbirisinin bu ülkeye sınırı yok ve bu çatışmadan kaynaklanan göç krizi için fedakarlıkta bulunan tek ülke Türkiye. Binlerce kilometre ötelerden, teröristler bizim güvenliğimizi tehdit ediyor, diye Suriye’ye gelen ve orada kendilerine göre yapılar oluşturmaya çalışan başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerin Türkiye’ye tek bir söz söylemeye hakları da yüzleri de yoktur. Hele hele, başta müslümanların yaşadığı ülkeler olmak üzere bütün dünya için tehdit teşkil eden DAEŞ gibi örgütlerin ABD tarafından oluşturulup kollandığına dair şaibeler ve bununla alakalı tartışmalar devam ederken...

İç politikada karşılaştığımız eleştiriler için ne dersiniz?

İç politikada karşılaştığımız eleştirilere 'içeriden' dememizin sebebi, Türkiye sınırları içinde yapılıyor olmasıdır. Yoksa bu eleştirileri maalesef 'içeriden' saymakta güçlük çekiyorum. Türkiye'nin burnunun dibinde bir terör odağı oluşturulmak istenirken buna göz yumulması düşünülemez. HDP'nin tepkisi elbette haksızdır; fakat sürpriz değildir. Kim “sırtını dayadığı” gücün yok edilmesine rıza gösterir ki? HDP’liler, terör örgütü PKK’nın Suriye’deki adı olan PYD/YPG’ye sırtlarını dayadıklarını açıkça itiraf etmediler mi? Elbette bu operasyondan rahatsız olduklarının farkındayız. Bizi asıl şaşırtan, bugün HDP çizgisindeki bir grup tarafından rehin alınan CHP, maalesef gayrımillî bir görünüm arz ediyor. CHP'liler, 'Mustafa Kemal'in askerleri mi yoksa yoldaşları mı’ olacaklar, buna kendileri karar versinler. Fakat bir siyasetçi olarak değil, Türkiye'nin meselelerine ve tarihine zihnî mesaî sarf etmiş birisi olarak kendilerinden talebim, Esed' in askerleri ve PKK'nın yoldaşları olmamaları.

Zeytin Dalı operasyonunun tarihî bir boyutu olduğunu söylediniz. Açar mısınız?

Türkiye, geçmişinde yüzü aşkın devlet kurma iradesini, başta Osmanlı ve Selçuklu olmak üzere birçok imparatorlukla tarihi şekillendirme başarısını ortaya koymuş bir aklın ve geleneğin bugünkü adıdır. Türkiye'nin geçmişte iyi yönetilememekten kaynaklanan zayıflıkları olmuştur. Fakat bu, tarihimizden ve coğrafyamızdan vazgeçtiğimiz anlamına gelmez, gelmeyecektir. Milletimiz ve devletimiz, liderini bulduğunda nelere kadir olduğunu geçmişte göstermiştir. Bugün de olan budur.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye, aslına ve kendini büyük bir coğrafyada var eden köklerine rücû etmektedir. Türkiye'yi, nev-zuhur ve yapay sınırlarla inşa edilen devletçiklerle karıştıranlar, yaptıkları hesap hatasını görmektedirler. Yanlış yoldaysanız, hızınızın ehemmiyeti yoktur. Ancak doğru yoldaysanız mesafe katedersiniz. Türkiye bugün doğru yoldadır ve hedefine ulaşacaktır.

Biraz da iç politikaya dair konuşalım isterseniz. 2019 Türkiye için önemli bir dönemeç. AK Parti'de daha önce Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı yapmış bir siyasetçi olarak soralım, AK Parti'nin başarısının sırrı nedir?

Türkiye için artık önemsiz seçim yok. Küresel ve bölgesel etkinliği artan bir Türkiye, birçok odağın hedefinde olacaktır. Bu türden müdahaleleri boşa çıkarmanın yolu da, Türkiye'yi istikrarlı bir biçimde yönetmektir. Bugüne kadar AK Parti iktidarlarının ve asıl olarak Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı da budur. AK Parti'nin her seçimden başarılı çıkmasının formülü merak ediliyor. Bunun gayet basit ve bir o kadar da meşakkatli bir yolu var: Milletin ve ülkenin ihtiyaçlarını gidermek için yoğun bir çaba içinde olmak ve milletle hemhâl olmak. AK Parti'nin kapı kapı dolaşarak çalışması CHP tarafından taklit edilmeye çalışılır zaman zaman. Fakat seçim dönemi dolaşmak yetmez. Gittiğin kapıya hizmet götürmüş olmalısın ki, seçim dönemi o kapıyı çalabilesin. Malum sözdür; tarlada izi olmayanın, harmanda yüzü olmaz.

2019 seçimleri için neler söylersiniz peki?

Türkiye'de önemsiz seçim olmadığı gibi, kolay seçim de yok. Bugün şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; Milletimizin siyaset bilinci çok yüksek ve ne olup bittiğini, Türkiye ve dünya gündemini yakından takip ediyor. 15 Temmuz direnişi bunun açık delilidir. 15 Temmuz'da milletimizin vatanı ve istikbali için gösterdiği cesur direniş destansıdır. Fakat burada sadece cesaretin altını çizmekle yetinmeyelim. 15 Temmuz'da ayrıca, yaşananları hızlı ve doğru tespit edebilme kabiliyeti söz konusudur. İşte bu yüzden bu milletle uyum halinde ve temayüllerine, ihtiyaçlarına uygun hizmet, siyaset üreterek başarılı olunabilir. AK Parti'nin yaptığı budur. Sayın Cumhurbaşkanımızın, Genel Başkanımızın liderliğinde Allah'ın izniyle 2019'da zafer yine AK Parti'nin olacaktır.

 Siz Anayasa Komisyonu başkanısınız ve aynı zamanda 2011 seçimlerinden sonra kurulan Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nda AK Parti'yi temsil ettiniz. Çok duyuyorsunuzdur ama biz de sormuş olalım: Türkiye ne zaman yeni bir anayasaya kavuşacak?

Belirttiğiniz gibi 2011 Haziran seçimlerinden sonra TBMM'de temsil edilen partilerin eşit üyeyle yer aldığı bir Uzlaşma Komisyonu kuruldu ve yaklaşık iki yıl yoğun bir mesai sarfetti. Fakat ne yazık ki yeni bir anayasa hedefine ulaşamadık. Bu komisyonun çalışma zabıtları ortada. Kimin ne istediği, neyi önerip neye ayak dirediği ortada. Bugün Türkiye'de herkesin gözleri önünde cereyan eden ittifakların kökeni o çalışmalarda da vardı. Gerçi CHP o zaman vesayetçi ulusalcılıkla HDP çizgisi arasında bir kimlik bunalımı yaşıyordu ve neticede anayasa çalışmalarını tıkadı. Hatta, üzerinde mutabakata varılan maddelerin meclisten geçirilmesiyle ilgili Sayın Cumhurbaşkanımızın önerisini de, önce kabul etmesine rağmen sonra reddetti. Daha sonraki gelişmeler milletimizin malumu. Nihayetinde Cumhuriyet tarihinin en önemli anayasa değişikliğini, bir hükümet sistemi değişikliği içeren Anayasal düzenlemeyi gerçekleştirdik. Tarihin akışı, milletimizin talepleri, bu talepleri anlayan ve gerçekleştirmeyi hedefleyen bir siyaset pratiği ile büyük değişim gerçekleşti. Doğru fikirlerin, zamanı gelmiş doğru fikirlerin önünde hiçbir güç duramaz. 16 Nisan’da milletimizin oyu ile kabul edilen anayasa değişikliği, bir taraftan AK Parti’nin 15 yıl içinde Türkiye’de gerçekleştirdiği büyük dönüşümün bir sonucudur; diğer taraftan, yeni büyük dönüşümün başlangıcı ve motorudur. Bundan sonrası için de büyük umutlarımız var. Anayasalar, topluma dayatılan değil, toplumun siyasi bilincini ve önceliklerini içeren, ülkenin önünü açan metinler olmalıdır. Türkiye, tam da bu anlamda bir anayasaya mutlaka sahip olacaktır. Ben buna inanıyorum.

Siz aynı zamanda AK Parti ve MHP arasında yürütülen Millî Mutabakat Komisyonunun da başkanısınız. AK Parti ve MHP arasında bir süredir siyaset yapma konusunda bir yakınlaşma olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Halk arasında 'particilik' diye bir tabir vardır. Olumsuz anlamlar içeren bu kelimeyle kastedilen, siyaset yaparken ülke çıkarlarını değil, kör inadı esas alanların tavrıdır. AK Parti ve MHP, siyasette farklı üslup ve ilkelere sahip iki yapıdır. Fakat, bu iki parti, millî meselelerde siyaset üstü davranmak gerektiğinin de farkındadır. Keşke, Yenikapı Mitingi'nde olduğu gibi CHP de kör inadını yenip millî refleksler gösterse. Maalesef ciddî bir kimlik sorunu yaşayan CHP'den şimdilik böyle bir şey ummak çok da mümkün değil. Mutabakat çalışmalarında ise bu çizdiğim çerçeveye uygun bir yol izliyoruz. Biz çalışmalarımızın son hâlini sürecin sonunda sayın Cumhurbaşkanımıza arzedeceğiz. Nihaî karar, sayın Cumhurbaşkanımızın ve MHP Sayın Genel Başkanı'nın takdirlerindedir. Şunu da belirtmem gerekir; ülkelerin tarihlerinde bazen çok önemli dönüm noktaları, kavşaklar belirir. Böyle zamanlarda gösterilen tavır önemlidir. 15 Temmuz bu anlamda, Türkiye tarihinin önemli, çok önemli bir dönüm noktasıdır. Küçük siyasetler ve küçük siyasetçilerle, büyük siyasetler ve büyük siyasetçiler böyle dönemlerde anlaşılır ve tefrik edilir. Bölgemizin, Orta Doğu'nun, Avrupa'nın ve hatta bütün bir dünyanın yeniden inşa sürecine girdiği bir dönemde, Türkiye’nin gücünün ve bu gücün yüklediği sorumluluğun farkında olmadan siyaset yapılamaz. Bu bakımdan, 15 Temmuz sonrasında ortaya çıkan, Yenikapı Ruhu ile somutlaşan Türkiye’yi ve Türkiye’nin istikbalini önceleyen siyaset anlayışı 16 Nisan’da yeni bir şuurla ortaya çıkmıştır. AK Parti ve MHP elbette iki farklı siyasi partidir; birçok memleket meselesinde farklı görüş ve yaklaşımları olan iki farklı parti. İki parti arasındaki ittifak, Milli meselelerde, Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı tehditler karşısında ve istikbali inşa etmeye yönelik temel siyasi meseleler üzerinedir. 16 Nisan’da milletimizin gerçekleştirdiği büyük değişimi kurumsallaştırmak ve sağlam temellere kavuşturmak içindir. Yürütülen çalışmalarda da görüleceği üzere, iki farklı siyasi partinin birlikte hareketi esas alınmakta; partilerin farklılıkları, hukuki varlıkları, hususiyetleri, amblemleri dikkatle korunmaktadır.

Bugünleri anlamak için tarihimizden ışık tutacak önemli bir hadiseyi hatırlatmak isterim. Balkan harbinde Edirne Bulgarlar tarafından işgal edilmiştir. Osmanlı ordusunun en önemli meselesi, tarihi başşehri tekrar alabilmektir. Birçok hazırlık yapılır, askeri, siyasi çalışmalar... O tarihlerde orduda ve siyasette küçük meseleler, şahsi çekişmeler, gruplaşmalar o kadar öne çıkmıştır ki, Edirne’nin geri alınmasıyla alakalı çalışmaları Enver Paşa’nın yürütmesi hasebiyle, bazı çevreler “Edirne’ye Enver, gireceğine, Bulgar girsin” diyecek kadar hamiyetsizlik örneği vermişlerdir. Bugün de, bazı çevrelerde, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan husumeti o dereceye varmıştır; onlar da, “Tayyip Erdoğan başarılı olacağına Türkiye batsın” diyecek kadar şuursuz ve hamiyetsiz bir tablo sergilemektedir. Gün Türkiye’nin menfaatini ve istikbalini her türlü şahsi ve bir gruba yönelik menfaatin üstünde tutma günüdür.

Gündemde sıklıkla zikredilen 'yerli ve millî' kavramlarıyla ilgili görüşleriniz neler?

Türkiye, değişimlerin hızlı yaşandığı, gündemin seri aktığı bir ülke. Bu hızlı dönüşüme rağmen Türkiye'nin bir de hiç değişmeyen tartışma başlıkları ve meseleleri var. Bu ülkede Tanzimat'tan bu yana, kimlik ve zihniyet üzerinde durulur, medeniyet bağlamında aidiyet tartışmaları yaşanır. Bu anlamda iki yüz yıllık modernleşme tarihimizde bazı aydın ve siyasetçilerin yüzü daima Batı'ya dönük olmuştur. Bu kadrolar için Batı sadece bir coğrafya değil, bir medeniyettir ve Türkiye'den daima yukarıdadır. Bu çarpık bakış, bir kompleksin ve millete güvensizliğin hem sebebidir, hem de sonucu. İşte mesele buradadır ve cevabı aranan asıl soru, 'Türkiye nereye aittir ve yüzünü hangi yöne çevirmeli' olmaktadır.

Bu anlamda AK Parti nerede duruyor ve yüzünü ne yöne çeviriyor?

Bizler, 'Doğu da, Batı da Allah'ındır' diyenleriz. Bununla birlikte, Türkiye'nin hangi sorunu varsa çözümünün yine bizim kendi medeniyet birikimimizde olduğuna da inanıyoruz. Milletimiz de böyle düşünmektedir ve sorun çözen kurum olarak siyaseti de öyle görmek istemektedir. Siyasetin Türkiye'de evrilmesinin sebebi ve macerası bu açıdan bakılırsa anlaşılır. AK Parti, çok partili siyasi hayata geçildiği günden bu yana millet eksenli, Türkiye merkezli siyaset anlayışının bütün birikimini kucaklayarak yeni ve güçlü bir sentez ortaya çıkarmıştır. Yani AK Parti, kendisine kadar yürütülen yerli ve milli anlayışın özeti, bundan sonra yürütülecek çalışmaların da, eski tabirle dibacesidir. AK Parti'yi milletimiz nezdinde makbul kılan iki hususiyeti vardır: hizmeti ve zihniyeti. Milletin kendini yönetende görmek istediği zihniyet, bu yerli ve millî istikamettir. 15 Temmuz direnişinin temelinde de bu vardır.

Nasıl?

15 Temmuz sadece iktidar değişikliği arayan bir darbe girişimi değildir. 15 Temmuz, Türkiye'nin kendisi kalarak büyüyeceğini ve bu büyük ülkenin kurtuluşunun bu topraklarda olduğunu düşünenlerle; Türkiye'yi dışarıdan tasarlamak isteyenlere teslim olmuş zayıf karakterli ve gayrımilî muhterislerin kavgasıydı. Kazanan, çok şükür ki, Türkiye olmuştur, millet olmuştur ve milli dava olmuştur.

Konu buraya gelmişken 15 Temmuz yargılamaları devam ediyor. Bu konudaki görüşlerinizi de alabilir miyiz?

15 Temmuz Türkiye'ye ve millete suikastti. Bu suikasti gerçekleştirenler ne yaptıklarının farkındaydılar. Fakat netice, millet ve devlet için hayırlı, planı kuranlar ve uygulayıcıları için tam anlamıyla bir felaket oldu. Darbeyi boşa çıkarmak yetmez. Bu suikastle, hem hukukî hem de zihnî anlamda hesaplaşmak zorundayız. Yargı süreçleriyle ilgili dezenformasyon çabalarının olduğunu da görüyoruz. Özellikle CHP, darbeye yönelik mücadeleyi akamete uğratmak için var gücüyle uğraşıyor. Kim ne yaparsa yapsın, ne söylerse söylesin, 15 Temmuz darbe girişiminin serpildiği bataklık kurutulacaktır. Bu hepimizin, özellikle de siyaset kurumunun tarihe ve istikbale karşı en büyük borcudur.

Twitter Takip Et


Copyright © 2012 - Tüm Hakları Saklıdır.